Kitap Yazıları #4
Ağıtların Tanrısı
Ağıtların Tanrısı’nı (Sepin Sinanlıoğlu İnceer / Doğan Egmont Yayıncılık, Ocak 2021) tam basıldığı yıl okumaya hiç hazır değildim. Pandeminin kaygısı ve öncesi annemin kaybı ile içim paramparçaydı. Gecikmiş okumama bakıyorum da bu kitap için hiçbir zaman insan hazır olamazmış. Serbest düşüşe kendini teslim etmek gerekirmiş, ancak anladım ve nihayet her bir sözcükle ağlamaktan korkup kımıldamadan ve soluk almadan okumak için başına geçtim. Kolay olmadı, hem de hiç! Koyu karanlıktaydım ve ayak yordamı ile ilerleyebiliyordum. Az sonra nasıl bir uçuruma düşeceğimi bilemeden, adım adım, gıdım gıdım… Oysa zaten o uçurumun içindeydim. Sarı ceset torbasının fermuarını açan Sepin’le birlikte ben de o perdenin ardına geçmiştim. Satırlara tutundum, aralarındaki o boşluklarda asılı kaldım, sallandım, sallandım sonra durdum. Ne çok bildik ne çok bilmedik şey gördüm. Hayreti, çaresizliği, cevapsız kalan soruları, bir insanın dişlerini yerinden sökebilecek kadar büyük o öfkeyi, nefes alırken nefessiz kalmayı hatırladım. Her şeyin silikleştiği o uyuşmayı, o uğultuyu, senaryolar içinde boğulmayı, dehşete düşmeyi hatırladım. Dünyanın dönüşüne şaşkınlıkla bakmayı, unutmaktan korkulan her şeyin pamuk ipliğine bağlı oluşunu hatırladım. Hatırlamakla da kalmadım. Hepsiyle göz göze diz dize oturdum. Hiç bilmediklerim de vardı elbet, onları da uzaktan selamladım. Her sözün altına özenle yerleştirilmiş ama çoktan bu dünyadan gitmiş çocukların künyeleri ile birlikte çok uzaktan, çok çok uzaktan, daha da çok uzaktan çıkıp gelen kayıplarımın yüzüme çarpıp geçmesine şaşırdım. Okudukça şaşırdım, okudukça sarsıldım. Korktum, çok korktum! Sonra hiçbir şey hatırlamadım. Döndüm döndüm bir kere daha okudum. Sonra bir kere daha… Bu büyük ağıtla, bu büyük aşkla dünyayı unuttum. Bir Sepin’i bildim, bir Okan’ı ama en çok, unutamamayı!
Şimdi önümde o çocukların listesi ile duruyorum. Kitap boyunca nefes alan bir canlıya dönüşen o devasa boşluğun elinden tutan bu kadının; o boşluğu orta yerde korkusuzca ve belki korkudan ölerek ve rağmen bu kitaba cömertçe seren, sererek ruhunu katman katman soyan, soyduklarını klavyeye akıtan ellerini öpüyorum. Sonra tekrar öpüyorum ve sonra sonuncudan sonra bir sonuncu kere daha…



Sanırım bazı kitaplar okunmuyor ama yaşanıyor. Sepin'in kitabı yaşanan bir kitap. okunması güç, anlatılması daha da güç. Ama sen o güç olanı ne de güzel duygular katarak aktarmışsın. Bende ki yankısı da geçmeyecek bir kitap oldu♥️Beni Sepin'e çeken, ortak acılarımıza ayna tutuşuyla yalnız hissetirmeyen özel bir kitap. Var olsun❤️Var ol🫂❤️
♥️🫂