Poetika Journal #4
Aynadaki Aksim
Sabah uyanıyorum. Ayak ucunda yatan kedimi görüyorum. Yavaşça uzanıp seviyorum. Kalkıp banyoya gidiyorum. Yüzümü yıkayıp aynadaki aksimle göz göze geliyorum. Mutfağa gidip suyumu içiyorum. “Önce kurbağayı ye” diyorlar. Gidip ben de önce sporumu yapıyorum. Bazen koşarak gidiyorum, bazen istemeye istemeye, ama yine de gidiyorum. Aklıma birden o siyah ev geliyor. Siyah olmasın istiyorum. İçinin kalabalığı benim içimi de kalabalıklaştırıyor. Düzeltmek, genişletmek, temizlemek istiyorum, ama yeterli malzemeyi bulamıyorum. Sonra aklıma geliyor ve kendi kendime hatırlatıyorum: Bu senin sorumluluğun değil! Sporum bitiyor. Kahvaltımı yapıyorum. Masama oturuyorum. Yazmak istiyorum, ama korkuyorum. Sözcükleri bulamamaktan korkuyorum. Cümleleri kavrayamamaktan, o yazıya o ruhu katamamaktan korkuyorum. Aklıma birden o kırmızı ev geliyor. Dumanı görüyorum. Alevlerin içini çoktan sardığını biliyorum. Alev olmasın istiyorum, duman olmasın, acı olmasın. Sularla yıkayıp arındırmak istiyorum. Bakıyorum, bakıyorum, ama yeterli suyu bulamıyorum. Sonra aklıma geliyor ve kendi kendime hatırlatıyorum: Bu senin sorumluluğun değil! Harflerle boğuşuyorum, cümlelerle çekişiyorum. O yazıyı bir türlü istediğim gibi yazamıyorum. Masadan kalkıyorum. Kahvemi hazırlıyorum, yanına atıştırmalık üç beş bir şey… Aklıma birden o sarı ev geliyor. Solmasın, yapraklarını dökmesin, ama çokça çiçek açsın istiyorum. Bunların hepsini ben yapmak istiyorum. Uzanmak istiyorum, kollarım yetişmiyor. Sonra aklıma geliyor ve kendi kendime hatırlatıyorum: Bu senin sorumluluğun değil! Masama dönüyorum. Yazmak istiyorum, ama korkuyorum. İnsanların akıllarını başlarından alacak, yüreklerini darmadağın edecek kadar iyi yazmak istiyorum. Tanıdık bir şeyler bulsunlar, okuduklarını bir daha hiç unutamasınlar istiyorum. İstiyorum! Yeterince iyisi yetmiyor, daha da iyisini istiyorum! Sonra, yazmaktan vazgeçiyorum.
Sabah uyanıyorum. Ayak ucunda yatan kedimi görüyorum. Yavaşça uzanıp seviyorum. Kalkıp banyoya gidiyorum. Yüzümü yıkayıp aynadaki aksimle göz göze geliyorum. Sonra aklıma geliyor ve kendi kendime hatırlatıyorum: Bu senin sorumluluğun!



Canım Serda yazını okuyunca çok sevdiğim bir filmin en sevdiğim sahnesi geldi aklıma, paylaşayım istedim.
https://www.youtube.com/watch?v=VDM0V6cbzrk
Canım Serda, yine çok naif çok etkileyici bir yazı olmuş.Kanımca yeterince iyi yazdığını düşündüğün zaman gelmeyecek çünkü bizdeki bu mükemmeli arama hali hep bir eksik bulacak. Ayrıca yeterince iyi olması neye ve kime bağlı bir de o var. Aslolan yüreğinin tüm açıklığıyla zihninin dehlizlerinden dökülürken sözcükler birilerine dokunması. Ve evet sorumluluk bilinci. Bize ait olmasa da almak zorunda kaldığımız sorumluluklar bir süre sonra onların bizim görevimiz haline gelmesi . Bazen iç dünyamızda boğuşurken reel dünyanın içinde kaybolma hali. Hepsini ne de güzel aktarmışsın. Kalemine sağlık güzel yüreklim. Çok sarıldım ❤️