Poetika Journal #9
Benim Evim Neresi?
Hatırlıyorum! Evimden birkaç metre uzakta bir plaja sevinç çığlıkları atarak gidişimi, sadece Beyoğlu’na değil, Moda’ya çıkmak için de şık olmak gerektiğini, sokaklarında çocukların güvenle oynadığını, mahalle kavramının dibine vurulduğunu, kuaförün, yorgancının ve çoktan unutulup gitmiş esnafın tatlı sohbetini, çocuk parkını, çay bahçesini, Reks sinemasının afili panosunu, eski cumbalı ahşap evlerin endamlı duruşunu, Boğa’nın kendi yalnızlığındaki mutluluğunu, her yere ve her şeye kolaylıkla ulaşma imkanını, bir marka, havasının, suyunun bambaşka oluşunu…
Hatırlıyorum! Sokakların giderek kararışını, evlerin demir parmaklıklar arkasında kalışını, bir gece yarısı banyoda yere yığılışımı, müziğin bir teselli değil, koca bir bomba olup kalbimi parçalayışını, kaldırımların masalara, sandalyelere teslim oluşunu, yetmeyip apartman önlerine sıçrayışını, evimize girebilmek için en az altı kişiyi ayağa kaldırmak zorunda kalışımızı, bar sahibinin kendince geçerli sebebinin “Biz sizi evde zannediyorduk” oluşunu, evde hastalansak dışarıya nasıl çıkacağız sorusunun gecelerimi ele geçirişini, her gün hiç sekmeden yüzlerce insan sesinin evimizde desibel rekorları kırışını, tek tek kapanan dükkanları, artık eski yerlerinde olmayan insanları ve nihayet evimi, yuvamı boğazımda koca bir yumruyla ama gözlerimde çakan şimşeklerle geride bırakışımı…
Hatırlıyorum! Tüm eskilerinden soyunan, yenilerini eğreti üzerine giyinmiş, kimisi güzel, ama çoğu hiç üstüne oturmayan kıyafetleriyle, etekleri çoktan kirlenmiş, giderek eriyip giden bir yerin; ellerimden kayışının derin hüzünlü acısını…
Peki, şimdi benim evim neresi?
Aidiyet! Ne onunla, ne onsuz.


